Bir renk, bir sokak, bir an.
Aralık ayının son günleriydi. İstiklal Caddesi’nin yılbaşı telaşından bir anlığına uzaklaşıp bir ara sokağa saptığımda, sesler bir anda arkada kaldı. Birkaç adım önce omzuma çarpan kalabalık, bağıran satıcılar ve yürüyen insanlar sanki başka bir zamana aitti. Burada kepenkler kapalıydı, duvarlar yorgundu, kaldırım taşları günün yükünü çoktan içine çekmişti. Hava soğuktu ama asıl hissedilen, sokağın içini dolduran o derin durgunluktu.
Tam o an, sokağın ortasında duran o kırmızı Vespa gözüme çarptı. Önce rengi çekti beni, sonra sessizliği. Ne bir hareket vardı etrafında ne de bir telaş. Sanki zaman onun çevresinde biraz daha yavaş akıyor, şehir bu köşede kısa bir mola veriyordu. Duvarlardaki boyalar dökülmüş, metal kepenkler pas tutmuştu. Kat kat geçmiş birikmişti yüzeylere. Ve o, bütün bu eskimişliğin ortasında, kendi varlığını saklamadan duruyordu. Gri şehrin paslı sokaklarında tüm kırmızısını sunuyordu.
Bir süre sadece izledim. Çünkü bazı anlar fotoğraf çekmeden önce yaşanmak ister. O sokağın sessizliği, uzaktan gelen belirsiz ayak sesleri ve soğuk havanın metal kokusuna karışan eski boya kokusu… Hepsi yavaş yavaş birbirine bağlanıyordu. Sanki bu kare, o günün değil de yıllardır orada duran bir hikâyenin içinden kopup gelmişti. O Vespa belki her gün oradaydı ama o an, o ışıkta, o mevsimde, başka bir şeye dönüşmüştü.

İstanbul’un arka sokaklarında hep böyle anlar saklıdır. Kalabalığın hemen bir adım ötesinde, kimsenin bakmadığı köşelerde şehir kendini olduğu gibi bırakır. Vitrinlerin parıltısı, caddenin gürültüsü, aceleyle atılan adımlar yoktur burada. Sadece bekleyen nesneler, eski duvarlar ve zamana karışmış izler vardır. Ve bazen, tek bir renk bütün o sessizliğin içinden sıyrılıp göz hizana yerleşir.
Fotoğrafı çektikten sonra bile hemen ayrılmadım oradan. Biraz daha durup sokağın içine bakmak istedim. Çünkü o kırmızı, yalnızca bir aracı değil, o anın içindeki direnci hatırlatıyordu. Şehir ne kadar solgun görünürse görünsün, bir yerlerde hâlâ kendini hatırlatan bir parça kalıyor. Bazen bir duvar yazısında, bazen yarı açık bir pencerede, bazen de hiç hareket etmeyen bir Vespa’nın gövdesinde.
Sonra tekrar kalabalığa karıştım. İstiklal’in sesi yeniden üzerime kapandı. Ama arkamda, o dar sokakta, zamanın biraz daha yavaş aktığı o köşede, bir kırmızı hâlâ sessizce bekliyordu. Sanki kimseye görünmeden, şehre rengini unutturmamaya devam ediyordu.
EXIF / Teknik Bilgiler
Gövde: Fujifilm GFX 100S
Objektif: Fujifilm Fujinon GF 35-70 F:4.5-5.6 WR
Odak uzaklığı: 41mm
Diyafram: f/5.6
Enstantane: 1/125sn
ISO: 4025000
Çekim zamanı: Aralık 2025 Saat 15:48
Işık: Ortam Işığı