Kadıköy–Eminönü Hattında Bir İkindi
İkindi güneşi, baharın o iç ısıtan tarafını yavaş yavaş şehrin üzerine bırakıyordu. Sert olmayan, göz yormayan bir aydınlıktı bu. İnsan, fark etmeden biraz daha yavaş yürümek, biraz daha derin nefes almak istiyordu. O an, suyun üstünde yaklaşan vapuru izlerken, şehrin içindeki o tanıdık huzuru hissettim.
Karşıda kule duruyordu. Her zamanki gibi sakin, her zamanki gibi sabırlı. Sanki vapurları tek tek sayıyor, her geliş gidişi hafızasına işliyordu. İnsanların aceleyle bindiği, indiği, birbirine karıştığı o hareketin içinde o hiç telaş etmiyordu. Sadece izliyordu.

Bu kıyıdan geçen ise Fatih’ti. Kadıköy ile Eminönü arasında durmadan mekik dokuyan bir gövde. Bir yandan kalabalığı taşıyor, bir yandan şehrin iki yakasını birbirine bağlıyordu. İçindeki insanlar belki yalnızca bir yerden bir yere gidiyordu ama vapur, her seferinde şehre yeni bir hareket katıyordu.
Haliç’in üstünde o saatlerde başka bir akış başlıyordu. Köprüden geçenler, kıyıda yürüyenler, vapura yetişmeye çalışanlar… Hepsi farklı yönlere gidiyordu ama aynı ritmin içindeydi. Suyun üstünde ilerleyen her dalga, sanki bu telaşı biraz yumuşatıyordu.
İkindi vakti, İstanbul’un en gerçek zamanlarından biri gibi gelir bana. Gün hâlâ devam eder, ama akşamın yaklaşan serinliği hissedilmeye başlar. Güneşin rengi yumuşar, sesler biraz daha derinden gelir. Şehir hâlâ canlıdır ama aceleci değildir.
Fatih bir kez daha geçerken, arkasında hafif bir iz bıraktı. Suyun üstünde dağılan o iz, birkaç saniye sonra kayboldu. Tıpkı insanların geliş gidişleri gibi… Herkes bir yerden bir yere gidiyor, ama şehir onların bıraktığı küçük anlarla büyümeye devam ediyor.
Bu kareyi Canon EOS R ve RF 85mm F:2 IS STM ile, baharın insanın içini ısıtan o ikindi vaktinde çektim. Ne belirli bir anı yakalama telaşı vardı, ne de kusursuz bir kompozisyon arayışı. Sadece vapurun gelişini izledim. Galata’nın bakışını, Haliç’teki akışı ve şehrin kendi kendine attığı kalp atışını duymaya çalıştım.