Güneş biraz eğilir, rüzgâr hafifler, yol bir şey daha fısıldar
Yıllık iznin son günleriydi. Yola çıkmak biraz erkendi belki, biraz da geç. Bartın’dan İstanbul’a doğru uzanan asfalt, bildiğim bir şeyin bittiğini, başka bir şeyin yeniden başlayacağını hatırlatıyordu. İnsan bazen dönüş yolunda daha çok düşünür; çünkü nereye vardığını değil, nereden geçtiğini fark eder.
Motorun üstünde uzun süre kalınca yolun sesi değişiyor. Rüzgârın uğultusu bir noktadan sonra düşüncelere karışıyor. İşte tam o saatlerde, Bolu – Yeniçağa civarında, sarı bir tarlanın kenarında durdum. Ne planlı bir molaydı bu, ne de ihtiyaçtan doğmuştu. Sadece içim “burada in” dedi.

Şehir içi kullanım için üretilmiş bir motorla şehirler arası yol yapmak, başlı başına küçük bir hikâye zaten. Honda PCX ile İstanbul’dan Bartın’a gelip gitmek… Mantıklı mı? Tartışılır. Ama insan bazen mantığın değil, hevesin peşinden gidiyor. Üstelik yolda fark ediyorsun; asıl mesele neye bindiğin değil, neden yolda olduğun.
Tarla neredeyse tamamen sessizdi. Sararmış otların üstünde birkaç inek ağır ağır dolaşıyor, arada başlarını kaldırıp etrafa bakıyordu. Zaman burada daha yavaş akıyordu sanki. Ne bir telaş vardı, ne bir yetişme hâli. Şehrin hızına alışmış biri için bu dinginlik ilk başta yabancı geliyor, sonra insana iyi gelmeye başlıyor.
İkindi güneşi, sonbaharın iç ısıtan tarafını tarlanın üzerine bırakmıştı. Ne yakıcıydı ne soluk. Tam kararında bir aydınlık… Uzun yoldan gelen birinin içini yumuşatacak türden. Motoru stop ettiğimde fark ettim; aslında ben de biraz yavaşlamaya ihtiyaç duymuşum.
Yol dediğin şey, sadece bir yerden bir yere gitmek değil. Hikâye kurmak, düşünmek, kendine yetişmek biraz da. İstanbul’a dönüyordum, kaosun merkezine, belki kaldığım yerden devam etmeye… Ama bu tarlanın kenarında verdiğim kısa mola, bütün o dönüşün en gerçek anı gibi kaldı içimde.
Bu kareyi Fujifilm X100T ile, Bolu – Yeniçağa’da, yolun ortasında durduğum o ikindi vakti çektim. Ne büyük bir manzara vardı önümde ne de özel bir an. Sadece yolda olmanın verdiği o tuhaf tatmin duygusu… İnsan bazen çok uzaklara gitmez, sadece durur ve geldiği yolu hisseder. O da yetermiş gibi gelir.